|
SON DAKİKA
!f İstanbul’dan dört filmKerem Akça, !f İstanbul’un ilk beş gününde dikkat çeken dört filmi ele aldı
16-26 Şubat 2012 tarihleri arasında düzenlenen 11. Bağımsız Filmler Festivali’nin ilk beş gününde dört film dikkat çekti. Festivalin Türk izleyicisi ile tanıştırdığı Alex Gibney, Siegfried ve Jan Gassman’ın son yapıtları “Sihirli Yolculuk”, “Çocuk Masalları” ve “Aksak Ritim” ile anılarla ilgilenen bilimkurguların bir yenisi “Aşk”, farklı sinemasal serüvenlerin adresleri oldular. “Aşk”: Uzay boşluğunda yalnızlık destanı Bilimkurgunun ‘uzay boşluğu filmi’ (outer space film) alt türü özellikle 50’li 60’lı yıllar Hollywood’unda fazlaca karşımıza çıkmıştı. “2001: Uzay Yolu Macerası” (“2001: A Space Odyssey”, 1968) ve “Maymunlar Cehennemi”nin (“Planet of the Apes”, 1968) yarattığı değişimle de ‘A sınıfı’nda felsefik bir yol almaya başladı. William Eubank ise belli ki bütün bu alt tür ürünlerini izlemiş ve formülün “Gizemli Şehir” (“Dark City”, 1998) ile geldiği seviyeyi gözden geçirmiş. Burada da ‘insanoğlunun kalan tek umudu’ meselesine ‘anılar’ üzerinden bakış atan bir evren inşa etmeyi beceriyor. Yönetmen ilk filmi “Aşk”ta (“Love”, 2011) İç Savaş’tan Irak Savaşı’na ve hatta uzayda kahramanlık arama yolculuklarına kadar bütün Amerikan halkının benliğini, tabiri caizse belleğini sorgulamaya alıyor. Bu doğrultuda da ‘milliyetçi-emperyalist’ duran politik damar, savaş karşıtı bir varoluş ve yalnızlık serüvenine dönüşüyor. Sözünü ettiğimiz yapıtta Angels & Airwaves’in müzikleri ve görsel malzemenin zaman zaman hipnotik bir hal alması Kubrick, Malick gibi isimlerin seviyesinde değil belki. “The Illustrated Man” (1969) ve “5 No’lu Mezbaha”nın (“Slaughter-House Five”, 1972) hikaye kurgusunda zamanlar arasında hızlı hızlı gidip gelme düşüncesi de çok özgün durmuyor. Hatta “Aşk”ın uzay gemisi içi tasarımları açısından da sıkıntıları var. Ancak ilk filmi çeken bir yönetmenin alt tür üzerinden ‘anı’ meselesini açığa çıkarırken alışık olduğumuz ‘sanal gerçeklik’ karşıtı duruşla adımlar attığı kesin. Bu da o meseleyi “Aç Gözünü” (“Abre Los Ojos”, 1997) ve “Gizemli Şehir”in kullandığından daha farklı bir platforma yerleştiren bir anti-yalnızlık destanı armağan ediyor bizlere. Onların ‘uzay boşluğu filmi’ temsiliyle yüzleşmemizi sağlayan “Aşk”, son dönemden “Ay” (“Moon”, 2009) ve “Bay Hiçkimse” (“Mr. Nobody”, 2010) ile de akrabalık bağları kuruyor. FİLMİN NOTU: 5.9 “Sihirli Yolculuk”: Yeniden 60’lar 2000’lerin önemli belgeselcilerinden Alex Gibney’nin yanına türün içinde ‘kurgu’ işleriyle dikkat çeken Alison Ellwood’u aldığı postmodern bir deneme. “Sihirli Yolculuk” (“Magic Trip”, 2011), “Guguk Kuşu”nun (“One Flew Over the Cuckoo’s Nest”, 1975) romanının yazarı Ken Kesey’nin 1960’larda filmleştirmek istediği LSD yüklü yolculuğunun kalan parçalarından bir bütün oluşturmuş. Böylelikle o dönemin filmlerinin yapısını dönüştüren yenilikçi bir belgesel omurgası sunmuş. 2008 tarihli yine !f’te izlediğimiz ‘Hunter Thompson’ belgeselindeki yetkin ve dinamik anlatısına tanıklık ettiğimiz Gibney, belli ki burada 16 mm parçalar ve farklı formatlardaki görüntülerden oluşan malzemesinden Ellwood’un katkılarıyla akıcı bir iş çıkarmış. Böylelikle “Psych-Out” (1968) ve “The Trip” (1967) gibi dönemin ‘uyuşturucu’ ve ‘özgürlükçü düşünce’ odaklı ruh hali filmlerinin ötesinde bir noktaya konuşlanmış. Bu durum “Sihirli Yolculuk”un değerini arttırırken alaycı anlatıcısı ve karakterlerine taktığı isimlerle de ucundan Michael Moore havası estirmesine yol açıyor. Ekran bölme tekniğinden sürekli format değiştirme yetisine, siyah-beyazdan renkliye kadar bir cümbüşe alan açan görsel yapı dikkat çekici. Ancak böylesi filmlerin ve temaların artık zamanı geçtiğinden bu motivasyonlu bir eserin üstelik 107 dakikalık süresiyle kalıcı olacağını söylemek zor. FİLMİN NOTU: 5.5 “Çocuk Masalları”: Satyajit Ray’e övgü Hindistan’ın ya da Orta Asya’da bir yerin şehir hayatına ve kırsal kesmine bakış atmak için çeşitli yollar bulunabilir. Ülke özelinin yanında bunu geliştirmek için bambaşka adımlar, orijinal bir şekilde devreye sokulabilir. Siegfried ise kamerasını şehirde ve kırsal bölgede yaşam mücadelesi veren iki çocuğun yanına yerleştirmiş. Onların hareketinden ve gerçekçilikten de bolca güç almış. Bizim “İki Dil Bir Bavul” (2008) kıvamında bir ‘cinema-vérité’ düşüncesinden beslenerek ilerlemiş. Kariyerinin dördüncü filmini veren yönetmen, Satyajit Ray’in ‘Apu üçlemesi’ni arkasına alan sosyal gerçekçi bir taban belirlemiş kendisine anlayacağınız. Şehrin göbeğinde yaşanan para sorunsalına samimi bir bakış atarken, kırsal kesimdeki aşk meselesine de aslında ‘aşağıdan’ bir kucaklama getirmiş. İkisini birleştirmeden yol alan “Çocuk Masalları” (“Kids Stories”, 2011), ‘belgesel estetiği’ ile çekilmiş son dönemin meşhur sinema filmlerinden birine dönüşmüş. Sıfır masalsılık, efekt ve hikaye dışı ses ile, sadece ‘beyaz’ rengin saflığı ile büyüklerin dünyasının ikiyüzlüğünü eleştiren bir düzlemden ilerlemiş. Asla belgesel olma düşüncesine kapılmayan filmin bu açıdan ilgi çekici, yeni milenyuma uygun bir Orta Asya portresi sunması kayda değer. Hem de Hindistan’ın şık ve stilize işlerinden özellikle uzak durarak... FİLMİN NOTU: 5.5 “Aksak Ritim”: Alt kültür kimliğini sorgulayalım mı? 2007’de Christian Ziörjen ile çektiği “Chrigu” (2007) ile ’a konuk olan İsviçreli yönetmen Jan Gassman, ikinci uzun metrajıyla da bu onuru geri çevirmemiş. Eşcinsel hikayelerinin ‘acıklı’ omurgalarını ‘soğukkanlı’ üslupla donatmayı bilen yönetmenin, burada da öylesi bir dönüş aldığı net. Zengin ve üst sınıftan biriyle ilişki kuran Lukas’ın hayatını idame ettirme çabasını merkezine alırken bunu sömürmeden perdede canlandırmayı becerdiği söylenebilir. John Cassavetes’in ‘karakter draması’ damarından beslenen yönetmenin, sanki 80’lerin sonunda çıkışa geçen ABD kaynaklı ‘New Queer Cinema’nın (Yeni Eşcinsel Sineması) bir üyesi olmak gibi derdi var. Buna ‘beyaz’ ton ve ‘doğal’ renklerle gerçekçilik ve metaliklik katması da yalnızlığı ‘Almanca’ temsile dönüştürmesine yol açıyor “Aksak Ritim”in. Kuşkusuz Jan Gassman, eşcinsellik, müzik ve sinema konularında ihtisas yapan, acıklı bir hikayeyi alıyor merkezine burada. Ondan açıldığı noktalarda sınıfsal ayrımlar, rap sektöründe yükseliş öyküsü, cinsel tercih sorgulama ve kardeş ile ilişki üzerinden yükselen birey dramı yerine oturuyor. Hatta bize de acıyı derinden hissetme olanağı sunuyor. Popüler müzikleri kullanma becerisinin yanında el kamerasını adaplı bir ‘melankoli’ aracına çevirirken, yakın ölçekli planlardan ve merceklerden asla caymaması bu etkiyi arttırıyor. Elbette eksikleri var filmin, ama İsviçre sineması gibi kaynaksız bir ekolden kayda değer bir iş olduğu şüphesiz! FİLMİN NOTU: 5 FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU: Anahtar Deliği (Keyhole): 7.5 Aksak Ritim (Off Beat): 5 Arıza Aşk (Bellflower): 7 Ayakta Ölmek (Morir de Pie): 4.3 Bir Gecelik (Nuit # 1): 3.8 Bu Dans Senin (Take This Waltz): 5.8 Çocuk Masalları (Kids Stories): 5.5 Eğer Bir Ağaç Devrilirse (If a Tree Falls): 3.7 Empire North: 3.5 Haftasonu (Weekend): 4.2 Kaçakçı (Smuggler): 4 Kara Gökkuşağının Ötesi (Beyond the Black Rainbow): 8 Kılıçsız Samuray (Saya Samurai): 2.8 Koşul (Circumstance): 6.9 Olabileceğim Belki de Olduğum İnsanlar (People I Could Have Been or Maybe I Am): 1.4 Ölümün Sesi (Baby Call):: 2.7 Sabır (Sebald’ın Ardından) (Patience (After Sebald)): 4 Senden Bana Kalan (The Descendants): 5 Sığınak (Take Shelter): 6.4 Sihirli Yolculuk (Magic Trip): 5.5 Şansa Bak (50/50): 5.6 Uykusuz Gece Masalları (Sleepless Night Stories): 1.8 Volkan (Edjfall): 4.8
Not: Yıldızlar 10 üzerinden verilmektedir. Festival süresince güncellenecektir.
keremakca@haberturk.com Haber Kaynağı : Haberturk.com
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|
|